Nov 5 2009

Ash sings along vol.3

Aynı anda iki durumda, iki şekilde, iki halde (siyah ve beyaz, ölü ve diri, iyi ve kötü, vesaire, vesaire) OLABİLİRİM,


AMA BİRİ BAKARKEN YAPAMIYORUM.


Al sana şrödinger, JUST LIKE A CAT IN A BOX.


Nov 3 2009

Ash sings along vol.2

Gözlerini aralarsın yarım yamalak bir dünyaya,

sana ait olmayan bir evin sana ait olmayan tavanına bakarken bulursun kendini bir süre.

Anlamsızdır uyanmak bazen.

Battaniye en yakın dostundur, yastık en tatlı sırdaşın, ayrılmak istemezsin.

Sanki o yataktan kalktığında her şey gerçekliğine dönecek ve realizmin tüm sertliği ensende tokat gibi patlayacak sanırsın,

bir an için de olsa,

bütün bunlarla savaşamayacağını, ya da gün ışığından uzak gökyüzüyle sevişemeyeceğini,

bugün hayatta kalmanın daha zor olacağını düşünürsün.


Bir anlık gafletlerinde yatar gerçek ruh halin.

Sabah değildir kimse için, senin için olduğu kadar, ve sen sabah sabah bir sigara yakarsın.


Bazen, her zamanki kadar çok sevmeyebilirsin yaşamayı.

Ama inatçısındır, tuttuğunu koparırsın,

ve bu işin de altından kalkacaksındır,

hem de yapabildiğinin en güzel şekliyle.


Birileri hep senden daha zeki olacaktır,

daha doymuş,

daha olgun,

daha çok görmüş ve daha çok anlamış.

Ve o birileri hep anlayacaktır, senin çocuk olduğun kadar, çocuk olmaktan bir nebze uzak olduğunu.

Her şey daha kolaydır aslında senin için,

ne bileyim, mekanik şeyler, hep daha kolaydır,

ama hep de bir sürtünme olacaktır içinde,

çocukla çocuk olmayanın birbirine diklenmesi,

boynuz tokuşturması,

iki çakmak taşını ellerinle çakar gibi,


yol yordam da bilmiyorsan,

pratiğe geçirmemişsen ateş yakmayı,

ellerini kanatırsın hep.


Ve çocuk ister ki, kanayan ellerini biri gelip sarsın,

öpsün saçından seni,

kolunun altına alsın,

orada tutsun bir müddet, sen sakinleşinceye dek.

Çocuk olan, tüm şımarıklığıyla, biri tarafından çok sevilmek ister.


Çocuk olmayansa gururla yaktığı ateşi tüm dünyaya göstermek,

ve “İşte bu ellerle yaptım hepsini, bu ellerle yaktım evreni!” diye bağırmak isteğiyle dopdoludur.

Önüne çıkan her şeyin üzerine basıp geçebilir çocuk olmayan.

Kendisini sarıp sevebilir başkalarının yerine.


Böyle bir akşamüzerine uyandığında,

senin olmayan bir evin

senin olmayan tavanında

bütün bunları okuduğunda,

kalkıp bir sigara yakarsın ancak.


Bugünün savaşı başlıyordur, ve tüm çağların en zevkli savaşıdır bu,

kendi potansiyelini yükseltme savaşı.


Bir gün, sen ölmeden,

net bir forma kavuşmuş olabilecek misin, merak edersin.

Ya da bir gün, sen ölmeden,

seninle aynı çizgide form değiştiren, ve ne kadar kimyasal tepkimeye uğrarsanız uğrayın,

asla katalize olamadığınız,

katalize olmayı hiç de istemediğiniz biriyle uyanacak mısın;

ve tavana baktığınızda sadece birbirinize sığınmak istediğiniz,

yataktan kalktığınızda dünyayı birlikte öğrenmek, keşfetmek, ele geçirmek isteyeceğiniz

birisi, bir başkası olacak mı hayatında,

merak edersin.


Ama dediğim gibi, bazı şeyler herkesin harcı değildir.

Bu yüzden şimdilik,

şarkı söylemeye gidiyorum.

Daha iyisini yapabildiğimde,

size haber veririm.


Esin.


Oct 30 2009

Ash sings along vol.1

* Zero 7 - Your Place çalıyor fonda.

(  Amphibian’a zevkle şarkıdan bir quote hediye ediyorum: “Numbers divine.”  )

*Sesler yorabilir insanı,

sesler kırabilir,

üzebilir,

ve yine sesler hayata bağlayabilir insanı.

Sadece bu mekanik duyuya, duyma duyusuna sahip olmak için sonsuza dek yaşamak isteyebilir insan.

Ama eksikliklerimizin farkında olmalıyız.

Çünkü kırılgan yapılara sahibiz,

çünkü eskiyoruz,

eksiliyoruz ve çöp oluyoruz,

çünkü doğaya karışıyoruz,

çünkü şimdi sahip olduğumuz hiç bir şeye

tekrar sahip olamıyoruz.

ÇÜNKÜ SAHİP OLMA BİLİNCİNİ KAYBEDİYORUZ.

*Bu yüzden,üzülerek söyleyebilirim ki,

eksikliklerimizin farkında olmalıyız.

Üzülerek söyleyebilirim ki,

çirkinliğinin bilincinde olmayan bir insan hayal kırıklıklarına mahkumdur,

ve yanlış yaptığını farketmeyen bir insan yalnız olmaya mahkumdur,

ve bunların hepsini anladığı halde yine de inatla aynı şeyi yapmaya devam eden insan

her şeyin en kötüsünü hakediyordur.

*Bu yüzden, üzülerek söyleyebilirim ki,

mükemmellikten çok uzak hatlarıma bakarken bulduğumda kendimi,

elde edebileceğim başka şeyler varken,

herkesin elde edebileceklerinden çok çok güzel şeyler,

asla elde edemeyeceğim şeyleri isterken bulduğumda kendimi,

kırılıyorum.

*Bu yüzden, üzülerek söyleyebilirim ki,

duyma yetisine sahip olduğum sürece mutlu olmayı deneyeceğim.

*Çok sevilmek, sevilmek, sevilmeye yakın durmak,

herkesin harcı değildir.

*Ve üzülerek söylüyorum ki,

eksikliklerimizin farkında olmalıyız.

Ve aslında, üzülerek söylüyorum ki, bir gün, sahip olma bilincini kaybettiğimizde,

bunların hiç birinin önemi kalmayacak.

Zaman ve mekana kısıtlanmış bedenlerinizle,

bedenlerinizin mekanik yapısıyla kısıtlanmış varoluşunuzla yetinin,

o gün gelene dek,

mekaniğinizin tüm avantajlarından ve dezavantajlarından zorunlu olarak feragat edeceğiniz o gün gelene kadar,

kısıtlandığınız alanın çemberini iyi bilin,

ve o çemberin her bir noktasına dokunmadan

ölmeyin.





(What do you do when you’re in your place?

What’s going through your whirling mind?

I wish I could see inside of your place,

IT LOOKS LIKE A BETTER PLACE THAN MINE. )

Ash sings along, like a child dreaming, like a child discovering the world.