Apr 10 2010

Biraz.

Ben, çok da sağlıklı bir insan değilim.
Ancak her gün durmadan, sağlıksız şeyler yapmaya devam ediyorum.
Dışarı çıkıyorum, hızlı yemek yiyorum, çok çalışıp az uyuyorum, çok düşünüyorum ve aynaya bakıyorum.

Çünkü çok da sağlıklı bir insan olmadığımı bildiğimden, sağlıklı olduğum her dakikayı, yapmak istediğim her şeyi son damlasına kadar zorlayarak değerlendiriyorum.

Ben, aynı zamanda, 22 yaşında, dinamik, ateş gözlü, sivri dilli, cin veletin tekiyim.
Öyle kronik bir hastalığım filan da yok.
Kalbim de, beynim de, diğer yaşamsal organlarım da çatır çatır çalışıyor.

Ama yine de, zorluyorum.

Çünkü kimin ne zaman “yapamaz” hale geleceği, stabilleşeceği belli değil.
Bilmiyorsun, bilmiyorum.
“Şu gün, şu saatte” diyemiyorum.

O gün, o saat, bana sormadan geldiğinde,

ben “biraz” yapmış olmak istemiyorum.

Sen “biraz”la yetinecek kadar küçük olduğunu düşünüyorsan,

kendine “biraz” haksızlık ediyorsun.


Nov 30 2009

Kız Düğümü

Bir gece toplandık,düğün var dediler.
Hepimiz bir güzel giyindik kuşandık
çamur deryasında yürüdük biraz biraz 
kızlar hep oynadı,erkekler hep baktı alık alık
kınalar yaktılar üstelik ellerine kollarına. 
edepsiz çengiler çıktı meydana neşemiz oldular
küçük oğlan,küçük kız tastamam oradalardı
tuttu kız oğlanı kolundan 
oğlan baktı yerlere. 
güğüm buldular köşeden doldurdular su ile
yıkadılar oğlanı bir güzel  
kız baktı yerlere 
 yedik içtik ne bulursak
 kız oğlanı aldı gitti boyuna bakmadan 
beklemişti ya hep, o ne yapsın öyle istedi sardalyalar
bizde durduk gelsinler diye,gelen giden olmadı döndük evimize..
küçük oğlan alıştı kıza bir güzel. 
gözünü kırpmaz oldu kız olmadan  
kız şarkı söyledi oğlana oğlan ağladı.
uykumuz geldi açtık yorganları girdik yatağımıza  
uyandığımızda kız kaçmıştı uzaklara 
bilemedik,anlayamadık oğlana ne oldu bundan sonra. direkler_arasi

Nov 17 2009

Ash sings along vol.4

Yanılmış olabilirim.

Yanılıyor olabilirim.

İnsan tasviri adına bir cümle duydum: “There is no bottom.”

Ama ben doğru biliyorsam,ve ben doğru yapıyorsam, o zaman tüm bu insanlar yanılıyor demektir ve bu, yalnızca benim yanılıyor oluşumdan çok daha büyük bir faciaya yol açmaz mı?

Açmayabilir.

Bu kadar çok ihtimal,bu kadar çok opsiyon, bu kadar çok insan, bu kadar çok bakış açısı, bu kadar çok renk ve ses varken,

mutlak mutluluktan bahsedebilir miyiz?

Deneyebiliriz. Yanılıyor olabiliriz.

Onun hayatınızın kadını/erkeği olduğunu(ya da olmadığını) düşünürken, yarın uyandığınızda hala hayatta ve şu an sahip olduğunuz her şeye sahip olacağınızı düşünürken, kendinizi güvende hissederken, planlarınızın mantıklı olduğunu düşünürken, yeterince zeki olduğunuza inanırken, kurduğunuz mantık yürüyüşlerinin hesaplanamaz olduğuna inanırken, en sevdiğiniz içkinin rom, en sevmediğiniz sebzenin kereviz olduğunu, gözlerinizin gördüğünüz renkte olduğunu, istemediklerinizi istememekte haklı ve elde ettiklerinizi elde etmekte adil olduğunuzu,

yeterince deneyim sahibi ve yeterince açık görüşlü, fazlasıyla önyargısız ya da şüphe götürmez şekilde başarılı olduğunuzu düşünürken, duyduğunuz kadar ses ve gördüğünüz kadar renk olduğunu, kalıplaşmış bir etiğiniz olduğunu ya da tamamen etiksiz ve özgür olduğunuzu düşünürken, battaniyenizin kendi kendine yanmayacağına ya da hiç kimsenin durup dururken ölmeyeceğine inanırken,

yanılıyor olabilirsiniz.

Çünkü belki de, gerçekten de, “There is no bottom.”

Ve sorulması gereken soru, “What if?”

Ve mutlak olan hiçbir şeyden bahsetmemeliyiz, yapabilsek bile, buna inanıyorum.

Çünkü Sokrates de bu hataya düşmüştü:  “Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir.” derken.

Sokrates, yanılıyordu.


Nov 11 2009

The Mystic’s Dream.

deep in the desert twilight
Sand melts in pools of the sky
darkness lays her crimson cloak
lamps will call, call me home

Kağıtlarım odalara doluşmuş..
çok fazla renk var,neden ben sadece beyaz görüyorum ?
Korneam kör ve çığlık atıyor;
“A voiceless song in an ageless light ”

Kadın şarkı söylüyor diyorlar bence ağlıyor..
dehamıza başvuruyoruz; Sayın profesör bu kadın ne yapıyor ?
-sen ne görmek istersen onu yapıyor ne duymak istersen onu söylüyor.
Alıyorum cevabımı sesi arttırıyorum…

sen ve diğerleri herşey,herkes notalardan ibaret,bense trilim.
“bende yeterince müzik yok”
Senin gözlerinden görmek istiyorum bazen dünyayı.

El Mañana.kornea-ve-iris1


Nov 5 2009

Ash sings along vol.3

Aynı anda iki durumda, iki şekilde, iki halde (siyah ve beyaz, ölü ve diri, iyi ve kötü, vesaire, vesaire) OLABİLİRİM,


AMA BİRİ BAKARKEN YAPAMIYORUM.


Al sana şrödinger, JUST LIKE A CAT IN A BOX.


Nov 3 2009

Ash sings along vol.2

Gözlerini aralarsın yarım yamalak bir dünyaya,

sana ait olmayan bir evin sana ait olmayan tavanına bakarken bulursun kendini bir süre.

Anlamsızdır uyanmak bazen.

Battaniye en yakın dostundur, yastık en tatlı sırdaşın, ayrılmak istemezsin.

Sanki o yataktan kalktığında her şey gerçekliğine dönecek ve realizmin tüm sertliği ensende tokat gibi patlayacak sanırsın,

bir an için de olsa,

bütün bunlarla savaşamayacağını, ya da gün ışığından uzak gökyüzüyle sevişemeyeceğini,

bugün hayatta kalmanın daha zor olacağını düşünürsün.


Bir anlık gafletlerinde yatar gerçek ruh halin.

Sabah değildir kimse için, senin için olduğu kadar, ve sen sabah sabah bir sigara yakarsın.


Bazen, her zamanki kadar çok sevmeyebilirsin yaşamayı.

Ama inatçısındır, tuttuğunu koparırsın,

ve bu işin de altından kalkacaksındır,

hem de yapabildiğinin en güzel şekliyle.


Birileri hep senden daha zeki olacaktır,

daha doymuş,

daha olgun,

daha çok görmüş ve daha çok anlamış.

Ve o birileri hep anlayacaktır, senin çocuk olduğun kadar, çocuk olmaktan bir nebze uzak olduğunu.

Her şey daha kolaydır aslında senin için,

ne bileyim, mekanik şeyler, hep daha kolaydır,

ama hep de bir sürtünme olacaktır içinde,

çocukla çocuk olmayanın birbirine diklenmesi,

boynuz tokuşturması,

iki çakmak taşını ellerinle çakar gibi,


yol yordam da bilmiyorsan,

pratiğe geçirmemişsen ateş yakmayı,

ellerini kanatırsın hep.


Ve çocuk ister ki, kanayan ellerini biri gelip sarsın,

öpsün saçından seni,

kolunun altına alsın,

orada tutsun bir müddet, sen sakinleşinceye dek.

Çocuk olan, tüm şımarıklığıyla, biri tarafından çok sevilmek ister.


Çocuk olmayansa gururla yaktığı ateşi tüm dünyaya göstermek,

ve “İşte bu ellerle yaptım hepsini, bu ellerle yaktım evreni!” diye bağırmak isteğiyle dopdoludur.

Önüne çıkan her şeyin üzerine basıp geçebilir çocuk olmayan.

Kendisini sarıp sevebilir başkalarının yerine.


Böyle bir akşamüzerine uyandığında,

senin olmayan bir evin

senin olmayan tavanında

bütün bunları okuduğunda,

kalkıp bir sigara yakarsın ancak.


Bugünün savaşı başlıyordur, ve tüm çağların en zevkli savaşıdır bu,

kendi potansiyelini yükseltme savaşı.


Bir gün, sen ölmeden,

net bir forma kavuşmuş olabilecek misin, merak edersin.

Ya da bir gün, sen ölmeden,

seninle aynı çizgide form değiştiren, ve ne kadar kimyasal tepkimeye uğrarsanız uğrayın,

asla katalize olamadığınız,

katalize olmayı hiç de istemediğiniz biriyle uyanacak mısın;

ve tavana baktığınızda sadece birbirinize sığınmak istediğiniz,

yataktan kalktığınızda dünyayı birlikte öğrenmek, keşfetmek, ele geçirmek isteyeceğiniz

birisi, bir başkası olacak mı hayatında,

merak edersin.


Ama dediğim gibi, bazı şeyler herkesin harcı değildir.

Bu yüzden şimdilik,

şarkı söylemeye gidiyorum.

Daha iyisini yapabildiğimde,

size haber veririm.


Esin.


Oct 30 2009

Ash sings along vol.1

* Zero 7 – Your Place çalıyor fonda.

(  Amphibian’a zevkle şarkıdan bir quote hediye ediyorum: “Numbers divine.”  )

*Sesler yorabilir insanı,

sesler kırabilir,

üzebilir,

ve yine sesler hayata bağlayabilir insanı.

Sadece bu mekanik duyuya, duyma duyusuna sahip olmak için sonsuza dek yaşamak isteyebilir insan.

Ama eksikliklerimizin farkında olmalıyız.

Çünkü kırılgan yapılara sahibiz,

çünkü eskiyoruz,

eksiliyoruz ve çöp oluyoruz,

çünkü doğaya karışıyoruz,

çünkü şimdi sahip olduğumuz hiç bir şeye

tekrar sahip olamıyoruz.

ÇÜNKÜ SAHİP OLMA BİLİNCİNİ KAYBEDİYORUZ.

*Bu yüzden,üzülerek söyleyebilirim ki,

eksikliklerimizin farkında olmalıyız.

Üzülerek söyleyebilirim ki,

çirkinliğinin bilincinde olmayan bir insan hayal kırıklıklarına mahkumdur,

ve yanlış yaptığını farketmeyen bir insan yalnız olmaya mahkumdur,

ve bunların hepsini anladığı halde yine de inatla aynı şeyi yapmaya devam eden insan

her şeyin en kötüsünü hakediyordur.

*Bu yüzden, üzülerek söyleyebilirim ki,

mükemmellikten çok uzak hatlarıma bakarken bulduğumda kendimi,

elde edebileceğim başka şeyler varken,

herkesin elde edebileceklerinden çok çok güzel şeyler,

asla elde edemeyeceğim şeyleri isterken bulduğumda kendimi,

kırılıyorum.

*Bu yüzden, üzülerek söyleyebilirim ki,

duyma yetisine sahip olduğum sürece mutlu olmayı deneyeceğim.

*Çok sevilmek, sevilmek, sevilmeye yakın durmak,

herkesin harcı değildir.

*Ve üzülerek söylüyorum ki,

eksikliklerimizin farkında olmalıyız.

Ve aslında, üzülerek söylüyorum ki, bir gün, sahip olma bilincini kaybettiğimizde,

bunların hiç birinin önemi kalmayacak.

Zaman ve mekana kısıtlanmış bedenlerinizle,

bedenlerinizin mekanik yapısıyla kısıtlanmış varoluşunuzla yetinin,

o gün gelene dek,

mekaniğinizin tüm avantajlarından ve dezavantajlarından zorunlu olarak feragat edeceğiniz o gün gelene kadar,

kısıtlandığınız alanın çemberini iyi bilin,

ve o çemberin her bir noktasına dokunmadan

ölmeyin.





(What do you do when you’re in your place?

What’s going through your whirling mind?

I wish I could see inside of your place,

IT LOOKS LIKE A BETTER PLACE THAN MINE. )

Ash sings along, like a child dreaming, like a child discovering the world.


Oct 28 2009

An Ascetic’s Diary – II

Roma rakamlarının kısayolunu klavyede aradım gerçekten bir süre.
sigara içiyorsanız ve birazcık aptalsanız sigarayı bırakmayın derim.
Ben yaptım cok zorlanıyorum suan.
geçen gün tadilatlar dolayısıyla evde ders çalışamayıp kendimi sokağa attım ve anladım ki sokağa cıkınca ders mers çalışamıyorsunuz en büyük yalan bu.
sonra birileriyle buluştum,miyavladılar,havladılar,öptüler,kızdılar
birsürü şey yapıyor bu insanlar.
tek birşey yapan birileri yok mu ? var tabii
ulaşmaya çalıştım bana mısın demedi denyo.
takdir ediyorum kendisini istikrarlı paranoyasından dolayı.
stumble da birsürü çıplak kadın resmi görüyorum,bir tanesi var çok güzeldi gerçekten bilgisayarıma kaydettim sonra kendimi sapık gibi hissettim ama silmedim de.
böyle durumlarda  sapık gibi hissediyorsam pişman olmanın bir işe yaramadığını bildiğim için kendimi sapık gibi hissedip işime devam ediyorum.
ama siz önyargı kumkumalarına belirtmek gerektiği gibi hemcinslerimden hoşlanmıyorum tabii ki.
sevgili altın oran estetik anlayışı vs. beni benden alıyor sadece. popolar yada memeler değil mesele konu SADECE sayılar.
erkek olsaydım da keşke yine böyle olsaydı.

bu klavyeyi kullanmak o  kadar zevkli ki sonsuza kadar yazabilirim sanıyorum hatta bazen  uzatıp duruyorum böyle gibi işte misal.


Oct 25 2009

Remember,Thats all in your head

Something has started today
Where did it go, while you want it to be?
Well you know November has come
When it’s gone away..


Oct 20 2009

An Ascetic’s Diary – I

A human being is a part of the whole called by us universe, a part limited in time and space.
He experiences himself, his thoughts and feeling as something separated from the rest,
a kind of optical delusion of his consciousness. This delusion is a kind of prison for us, restricting us to our personal desires and to affection for a few persons nearest to us. Our task must be to free ourselves from this prison by widening our circle of compassion to embrace all living creatures and the whole of nature in its beauty.ascetic


Oct 19 2009

and there in layes the issue

You would be surprised if you knew how fast you can get over things.

Keep yourself updated.

Keep your mind open.

Don’t ban mottos, but don’t get stuck on anything.

Keep moving.


Your body and soul demands respect,

your brain demands priming,

your whole existence demands progression.


You are made of dust and water,

so why stay as mud,

instead of becoming an excellent sculpture?


You are all you need.

Keep moving, until you remain motionless.


You force yourself (a moving, changing, metamorphosing creature) not to move.

And there in layes the issue.


Oct 16 2009

Tesadüfler ve Helios

foucault-pendulum-sarkacien az iki.
Tesadüf,manyetizma,kuantum..her ne halt ise.
etrafıma tuhaf şeyler fırlatıyorum üstelik.
Bunu bilenlerle birlikte sadece gülüyoruz,şaşırma evresini geçtik. Hep şaşıramassın aynı şeye çünkü. Hatta arada kendimi birşey üzerine düşünüp olmasını beklerken buluyorum.
-Kalıtsal sanırım bu.
herneyse..

I have a pet and its a worm,name is NewJack.

tahminlerime göre Venüs kerhane havasında bir yer. 5 memeli kadınlar vs.
günde en az bir kişiye tüm bunları anlatmaktan yoruldum. mu ?

Gökkuşağı, güneş ışınlarının yağmur damlalarında veya sis bulutlarında yansıması ve kırılmasıyla meydana gelen ve ışık tayfı renklerinin bir yay şeklinde göründüğü meteorolojik bir olaydır. Gökkuşağında görülen yedi renk; kırmızı, turuncu, sarı,yeşil, lacivert, mavi ve mordur.Tipik bir gök kuşağı kırmızı, turuncu, yeşil, mavi ve mor renklerinden meydana gelen bir renk sırasına sahip bir veya daha fazla aynı merkezli arklardan ibarettir.
İki kişide baktığında aynı gökküşağını göremez.

İki kişi de farklı bir gökkuşağı görecektir. Çünkü yağmur damlaları sürekli yer değiştirdikleri için görünüşü de değişmektedir.


Oct 16 2009

translation

Quote: “It’s not you, it’s me.”

Translation:  It is always you.

Question: “Is there someone else?”

Quote: “No.”

Translation: “There IS always someone else.”

Quote: “Our relationship has a routin, we are now predictable.”

Translation: “You’re boring.”

The art of reading between the lines.


Oct 9 2009

Magic Numbers

Numerolojiye “günümüz”de inanılan gibi inanmıyorum fakat kendime ait bir numeroloji geliştirdim diyebilirim evet.

İnsanlar cok mutsuz,mutsuz olmak için zorluyorlar üstelik..ha bana sorarsanız sen böyle diyorsun da cok mu mutlusun diye- hayır herzaman diyemem.

Aklınızdan bir sayı tutun ve bütün günü o sayıya göre geçirin,bakın kendi numerolojinizi yarattınız bile.
Kıçı başı belli olmayan cümlelerimi eleştiren sizler acaba günlük konuşmanızın kaç kelimesinde mantıklı birşeylerden bahsediyorsunuz?

-üstelik ben yaptığım hatalara bayılıyorum.

Ama acı bir gerçek var,BEN SİZE HİÇBİRŞEY ÖĞRETEMEM,SİZİN İÇİN YAPABİLECEĞİM TEK ŞEY DÜŞÜNMENİZİ SAĞLAMAK.

Sokrates olduğumu düşünmüyorum elbette ama benim düşündüğüm süre sizin düşünmeden konuştuklarınıza denk.
Benim dokunduğum heryerde görüceksiniz ki üç şey istiyorum herkesten;

-BE FLEXİBLE!

-REALİZE İT !

-THİNK ABOUT..


Sep 29 2009

a bag full of loot vol.2

*Bonobo açtım, fonda çalması için, Change Down. Kelimelerimi akışkanlaştıracak kadar güzel.

*Başlamak istiyorum, kendi kafamda kurmuş bulunduğum küçük bir cümleyle, nacizane,

“God gave you a hand, and you gave yourself a finger.”

Ne için kullanıyorsunuz, sahip olduklarınızı, içinizde zaten var olanı, size bahşedileni, etrafınızdaki evreni, rengini değiştirip duran geceyi, bütün yeteneklerinizi, potansiyelinizi, duygusal ve matematiksel zekanızı, içinizde belki de var olduğundan haberdar bile olmadığınız yaratabilme güdünüzü,

gücünüzü?

Nelere harcıyorsunuz bütün bunları?
Nasıl oluyor da vicdanınız kabul ediyor, bütün bunları çöpe atmayı?

* God gave you a hand, and you gave yourself a finger.

Günlük hayatın, maddiyatın, materyallerin, hırsların, kontrolsüz egoların, başkalarının ne yaptığının, sizin neyi yapamadığınızın,başkalarının sizin hakkında düşündüklerinin, sizin başkaları hakkında düşündüklerinizin, sevgilinizin, arkadaşlarınızın, ailenizin, giysilerinizin, okuduğunuz kitapların, dinlediğiniz şarkıların, karizmatik görüntünüzün, yıkıcı davranışlarınızın, çevresel faktörlerinizin, statünüzün, işinizin, okulunuzun,

sahip olduğunuz bütün bu değerlerin
ötesinde
ne kalıyor?

Siz kalıyorsunuz.
Katıksız, bozulmamış, yönlendirilmemiş,
manipule edilmemiş,
egolarına yenilmemiş,
var olma güdüsüne ket vurulmamış,

tertemiz,
işlenmeye ve gelişmeye açık ve aç
bir “siz” kalıyorsunuz.

Peki ne yapıyorsunuz bu “siz” ile?

Hiçbir şey.
Nasıl oluyor da vicdanınız kabul ediyor, bu ziyanı?

*God gave you a hand, and you gave yourself a finger.

İşte, genel-geçer tüm etkenlerden bağımsız olarak sahip olduğunuz,
yani GERÇEKTEN sahip olduğunuz her şeyi harcadığınız nokta tam da burası.

*Kendinize yapabileceğiniz en büyük kötülüğü yaptığınızın,
ve bu eylemi bir madalya gibi göğsünüzde gururla taşıdığınızın
farkında değil misiniz?

*Çocuk olabilmek, erdemdir,
çocuksu olabilmek ya da
çocuk gibi davranmak ya da
çocukluk yapmak
değil.

Çocuk olun.
Küçülün.
Küçülürseniz, büyüyebilirsiniz.

Bilmediğinizi bilin.
Öğrenmek isteyin.

Ellerinizi kullanın,
gözlerinizi,
burnunuzu,
kulaklarınızı,
sesinizi,
aklınızı,
duygularınızı kullanın.

Yaratın, yön verin, değiştirin, geliştirin,
hangisini en iyi yapıyorsanız,
onu yapın.

Kendinizi ikna etmeyi bırakın.
Kendinizi ziyan etmeyi bırakın.

Her şeye sahip olmak isteyebilirsiniz,
elle tutulabilen her şeye.

Elle tutulabilen şeyler,
ya da banka hesabınız,
ya da insanların sizin hakkınızda düşündükleri,
ya da kırdığınız rekorlar,
üstünlüğünüzü kanıtlamaya çalıştığınız anlar,
ya da kullandığınız fırsatlar,

çerçevedir.

Güzel bir çerçeve edinmekte sakınca yoktur,
ancak çerçevenin tek başına bir işlevi olduğu görülmemiştir.

İçini doldurun,
sahip olduklarınızın,
içini doldurun.

*Etrafınızda milyonlarca mucize var, ve etrafınızda olup biten her şey,
aynı zamanda sizin içinizde olup bitiyor demektir.

Bunun ne anlama geldiğinin farkında mısınız?

Siz, ta kendiniz,
o mucizelerin bir parçası,
o mucizelerin tümü,
ve o mucizelerden birisiniz.

Bütün bunları elinizin tersiyle itme hakkını kendinizde nasıl görebilirsiniz?

*Bir şey yapın.
Yaptığınız şeyi insanların beğenmesi mühim değil.
Kendi “yapabilme” sınırlarınızı her seferinde yeniden keşfetmenizi sağlayacak
bir şey yapın.
Kendiniz için,
iyi bir şey yapın,

sahip olduğunuz tüm genel-geçer değerleri çöpe atmasanız da,
onlardan bağımsız düşünebilin.

Neyin daha önemli olduğuna, aklınız ve vicdanınızla karar verin.

İsteklerinizi ve önceliklerinizi,
genel-geçer değerlere göre değil,

bütün bunlardan arta kalan “siz” e göre belirleyin.

*Bir hayaliniz olsun.
Gerçek bir hayal.

*Bir taş atın, çünkü siz o taşı attığınızda
bir şeyi değiştirmiş olacaksınız.

*God gave you a hand, and you threw a rock.
*God gave you a hand, and you used it
to create.

“Create.”

*Yaratın.
*Yön verin.
*Değiştirin.
*Geliştirin.
*Hangisini en iyi yapıyorsanız,
onu yapın.

*Çünkü gerçekten biri olmak için,
insanların adınızı bilmesi gerekmez.

Gerçekten biri olmak için,
kendinize dürüst ve adaletli olmanız
yeterlidir.

İyi geceler.


Sep 23 2009

self-defence

* Self-defence is not to attack one before one concieves any mischievous acts, but to block ones possible actions of harm, or instead just to attack right after ones prospect of mischievous acts. Self-defence is not an instant act, it is a process.

And it is only self-defence, if you have the right causes and the right motives to do it.


Building a wall is not protecting yourself from the possibilities of getting hurt,

it is claiming that you are not getting hurt.


Breaking ones wall is not protecting yourself from the possibilities of getting hurt,

it is called revenge after all.


Telling one to break their walls is to try to help them out.


Ignoring ones all-thought about or instant actions is the truely safe , logical , and timesaving way of self-defence.



Change your view into “No excuses”.

Not for you, nor for the others.


Sep 20 2009

A bag full of loot.

-BUGÜNE KADAR YANILDIĞINIZ HER ŞEY-

*İnsanlar her zaman oldukları kadarlardı, ne daha az ne de daha fazlalardı; onları siz kalıplara ve kategorilere soktunuz.
*İnsanlarla ilgili hayal kırıklıklarınızın sebebi sizsiniz.
*Durumlar asla o kadar da trajedik değildi, ve tüm kişisel tragedyalar aslında klişelerle beslenen kitlesel zırvalıklardı.
*Bu bağlamda fundamental olarak Pride and Prejudice ile Rosalinda arasında bir fark yok. Ama bu cümlemi eleştirmeden önce fundamental sözcüğünü dikkate alın ve tüm yontulmuş ayrıntılardan değil, bu tahta putların içindeki o sade odundan bahsettiğimi anlayın. İzah etmekle gerçekten uğraşamayacak kadar yorgunum.
*Evet, kişisel tragedyalar diyorduk;

durumlar aslında o kadar da trajedik değildi, belirli mutsuzluklar için sizi belki suçlayamam ama geliştirilmiş ve mükemmelleştirilmiş trajedilerden kaynaklı ağır depresyonlarınızın sebebi sizsiniz.

*Çok şey bilme isteği insanı geliştiren,yararlı güdü; çok şeyi bilme iddiası insanı şımartan, göreceli olarak yararlı eylem; her şeyi bilme iddiası insanı körelten, yüceleşmesini engelleyen, daraltan eylem; her şeyi bilme isteği insanı çıldırmaya sürükleyebilecek kadar etkili olmasına rağmen, sadece ve sadece aptallıktır.

*Bu yüzden sorgulamak doğrudur, ancak sorgularınızın sonunda durumların inanılmaz basit birkaç olguya bağlandığını kabullenmeyi reddetmek, her ne kadar beyniniz o son noktaya varana kadar inanılmaz derin ve anlamlı bir sürü olgudan geçtiği için durumun büyüsünü bozmaktan çekinceyle kaynaklansa da, hayatta kalmak ve daima gelişmek gibi temel içgüdülerinizi yok saymanıza ve kafa karışıklığından ötürü derin bir mutsuzluğa kapılmanıza sebep oluyorsa, sınırınızı bilemediğiniz ve reddetme eylemini bilinçli yaptığınız için, suçlu sizsiniz.

*Her şeyin inanılmaz basit olduğu bir dünyada, her şeyi komplike hale getiren insanların yargıları, egoları ve hırslı düşünce yapıları iken, şeylerin basitliğini kabullenmemek ve onlara inanılmaz şiirsel anlatımlar yüklemek onları daha anlamlı yapmıyor ancak sizleri daha az gerçekçi kılıyor ve hayatta kalma kuvvetinizi düşürüyor.

Minimallikte inanılmaz detaylar bulunduğunu, ve bu detayların inanılmaz şiirsel olduğunu, tüm bu çok basit olan şeylerin büyüleyici güzelliklerle, hayranlığı hakedecek derecede akıl almazlıklarla dolu olduğunu görmeyerek/görmeyi reddederek onları hiçe saymak ve üzerlerinden abartılı tragedyalar yazmak, yaratıcılığınızı kullanmak değil, aksine, gözlemciliğinizi eksilterek yaratıcılığınızı klişelerde takılı kalmaya zorlamak anlamına geldiğinden,

olaylara ve dünyaya yeterince sakin yaklaşamadığınız için bugüne kadar kaçırdığınız her şeyin, ve bundan kaynaklı ruh halinizin sorumlusu sizsiniz.

*Temel ihtiyaçların ve olası akışkanlıkta devam eden hayatların, önünüze serilen tüm doğruların ve yanlışların yanısıra, Tanrı’nın size koca bir kıyak geçerek dünya üzerindeki her şeyi MÜKEMMEL SUBJEKTİFLİKTE yarattığının, ve size her zaman “bu onun , bu da benim görüşüm” objektifliğiyle durumlardan sıyrılabilme lütfunu bahşettiğinin,

ve herkese bu lütfu eşit derecede bahşettiği için, bir bağlamda herkesle benzeşebileceğinizin bilincinde olmamak, hayatınızdaki tüm akışkanlıklar adına yaptığınız en büyük hatadır, ve bunun sorumlusu sizsiniz.

*Gördüğünüz üzere, başkalarının üzerine yıkabileceğiniz her şey aslında sizin kabahatiniz.

İşte bu yüzden bireysel bir dünyada yaşıyoruz,
işte bu yüzden dinler bile bireysellikten yola çıkan kitlesel ütopyalar.

İşte yine bu bağlamda hepiniz, tek tek bireysel, kişisel, özgün, farklı,
ve hepiniz, toplamda değil ama “öz suyunuzda” aynısınız.

Fundamental olarak.
Temelde.

Ve sahip olduğunuz tüm yargılar, tüm kişisellikleriniz, tüm tragedyalarınız, genellediğiniz ve anlam yükleyemediğiniz “neden varız?” düşünceleri,
irrasyonel olduğuna inandığınız ancak sıkça rastlanılan fikir yürütme biçimleriniz,
mutsuzluklarınız,
hüzünleriniz, hayal kırıklıklarınız,
kırılan yaşama istekleriniz, kızdığınız tanrılar, kızdığınız sistemler, kızdığınız insanlar,

hepsi, hepsi sizin en şahsına münhasır çantanıza doluyor,

ve dünya o çantanın adını “A bag full of loot.” koyuyor.

Kendinize iyi davranın. Ben buralarda olacağım.

-I only make jokes to distract myself from the truth.-


Sep 20 2009

misapprehend

Sorry, but you are looking for something that isn’t here.